Türkiye’de balık nesli tehdit altında

Ülkemizde 70’li yılların sonundan itibaren gırgırla balık avcılığı hızla gelişmeye başlamış ve 80’li yıllarda uzun vadeli kredilerle teşvik edilerek ihtiyacın ötesine geçen kontrolsüz bir gelişme göstermiştir.

Ahşap teknelerden saç teknelere hızla geçilmiş bununla da yetinilmeyip saç teknelere en boy eklenmesi izni verilerek birer iç deniz sayılan Marmara ve Karadeniz’de devasa balıkçı gemileri aşırı balıkçılık yaparak canlı balık stoklarının üzerinde ciddi av baskısı yaratıp balık neslinin geleceğini tehdit eder hale gelmiştir.

Kuralları düzenlemesi gereken makamlar ise yıllar boyu bu gidişe dur diyememişlerdir. Yapılmak istenen kısıtlamalara da pek çok şekilde engel olunmuş kısaca balık avcılığı sirkülerleri kimin sesi daha gür çıkıyorsa (küçük büyük fark etmeden) o grubun isteklerini karşılar hale gelmiştir. Dolayısıyla bugün balık istihsalimizin en önemli aracı olan gırgır ile balık avcılığı hem ülkemiz için çok önemlidir hem de çözülmesi gereken sorunları vardır. İyi balıkçılık politikaları geliştirilemezse sorunlu bir sektör haline gelmesi her zaman mümkündür.

Ama popülizmden uzak bir balıkçılık politikası uygulayabilen Türkiye’de hem küçük balıkçıyla büyük balıkçıyı birbirlerine düşman etmeden yetecek ekmek vardır. Geçen yıl yürürlüğe giren eski teknekelerin hurdaya çıkarılması kararı av stoklarının üzerinde baskıyı azaltma yönünde son derece faydalıdır. Gırgırla balık avcılığında çözüm bekleyen belli başlı sorunları ve çözüm önerilerimi aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

1-Yavru hamsi avı: En önemli avcılık ürünümüz ve halkımızın denizden kaynaklı en önemli protein kaynağı hamsi balığıdır. Sürdürülebilir hamsi avcılığının en büyük sorunu 9 santimetreden ufak; yani yavru hamsinin avlanmasıdır. Bizim halkımız tezgâhta satılan yavru hamsi balığını zaten pek tüketmez. Geriye yavru hamsiye tek pazar balık unu fabrikaları kalmaktadır. Bunların sayısı da 8-10’u geçmez. Eğer Tarım Bakanlığı bu fabrikalara zaten topu topu 2-3 ay olan sezonda mal kabulünde kendi denetleme elemanlarını koyarsa yavru hamsi avının önüne geçilir. Bu kadar önemli bir ürünün en az bir kere yumurta bırakmasını güvence altına almalıyız.

2-Çinekop boy yasağı: Diğer balıklarda olduğu gibi çinekop balığında da her kasada yüzde 10 miktarda 20 santimetreden az balığa tolerans gösterilmelidir. Hiçbir balık ağı 20-25 santimetrede 1-2 santimetre daha küçük balığı ayırt edemez. Bu durum balıkçımızın her an ceza yemesine müsait bir ortam yaratmaktadır.

3-Kıyılarda 24 metreden sığ suda avlanma yasağı: Tüm gırgır balıkçıları senenin sadece 3 ayı (eylül-ekim-kasım) yani av vereceği göç döneminde bu yasağın 18 metreye inmesinde mutabıktır. Kalan 9 ayda 24 metre yasağının uygulanmasında sakınca yoktur. Böylelikle bilhassa kıyı gırgırlarının özellikle Marmara Denizi’nde trol gibi yasadışı yöntemlere meyletmesinin de önüne geçilir. Üstelik AB’de olduğu gibi bu istisna sadece o bölgenin avcılarına verilebilir. Örneğin Çanakkale limanına bağlı gırgırlar sadece Çanakkale kıyılarında 18 metrede avlanabilmeli, diğer limanlara bağlı balıkçılar o bölgede bu imtiyaza sahip olmamalı. Böylelikle diğer bölgelerden oraya balıkçı teknelerinin hücumu önlenebilir. Yerel balıkçı da kendi bölgesine sahip çıkacağı için otokontrol sağlanmış olur. Bu arada denizlerimizde 12 ay avlanmanın yasaklanacağı rezerv alanlarıda belirlenip ilan edilmelidir. 18 metreyi isteyen gırgır balıkçımız sürdürülebilir avcılık için bu uygulamayı da istemektedirler.

4-Orkinos gırgırları: Orkinoz gırgırları diğer gırgırlardan ayrılmalı ve hiç hak etmedikleri halde tesadüfen bir sezon orkinoz avına bir şekilde katılmış tekne ile 30 yıldır bu işi yapan tekneler aynı kefede değerlendirilmemelidir. Son yıllarda maalesef bu iş kontrolden çıkmış ve bir rant aracı haline gelmiştir. Ege ve Akdeniz’de orkinos ve türevi balıkları tutacak tekneler Marmara ve Karadeniz’de avlanamamalı. Bu sorunlara eğilinebilirse, balıkçılakta yaşanan sorunları bir nebze de olsa gidermek mümkün olabilir.